Sivas Gezisi (19.08.2002 – 28.08.2002)
ÖN AÇIKLAMA: Lise hazırlığı bitirdiğim yaz anneannem, dedem, annem ve kardeşimle birlikte yaptık bu geziyi. Gezi yazısından ziyade “ergen günlüğü” gibi olduğunu okuyacaklara belirtmem lazım, uyarı mahiyetinde:) Defterden bilgisayara geçirirken de imla hatalarını falan düzeltmedim, orjinalliğini kaybetmesin diye:) Fotoğraf?? Çok beklersiniz:)
19 Ağustos ‘02
Saat 6.38… Yola çıktık… Bursa’dan… (Aman Tanrım!! Saate bak!)
Saat 9.33… Sivrihisar- Eskişehir
Yazdığım gibi sabahın köründe Bursa’dan yola çıktık. Mecburen o saatte. Baksana daha yolu yarılamadık bile, 3 saat geçti. (Deftere kuş sıçtı! Kahretsin!)
Yolun başında biraz uyumaya çalıştım ama olmadı. İnegöl – Bozüyük derken Eskişehir’e geldik. İlhan Mansız’ın memleketi olması sebebiyle çok merak ediyordum. Güzeldi. Beğendim. Şimdi de bir dinlenme parkında 5 dk mola verdik. Hadi çabuk diyorlar, o yüzden ayrıntıları yazamıycam.
Saat 23.00… Ev-Sivas
Sonunda evdeyiz ve yatıcaz (Celloş böyle yazdığımı görse beni öldürür:))
Yol molalarla birlikte toplam 12 saat sürdü. Başlarda zevkliydi de, sonra dakika saymaya başladım!
Bursa- İnegöl- Bozüyük- Eskişehir- Sivrihisar- Polatlı- Ankara- Elmadağ- Kırıkkale-Yerköy- Yozgat- Sorgun- Akdağ madeni- Yıldızeli- Sivas
Buraya varır varmaz şakır şakır yağmur yağmaya başladı. Bereket!
Elmakent’ten ayrılmayı çok istiyordum ama şimdi n’oldu? Keşke geri dönsem diyorum. Ama biliyorum, dönünce, Sivas’ta biraz daha kalsaydık ya da hadi İstanbul’a gidelim falan diycem. Zaten İstanbul’da da ben Elmakent’i istiyorum diyordum! Ne biçim iştir bu?!?!
Ayy, daha yazamıyorum çook yorgunum ve uykum var!
20 Ağustos ‘02
Saat 20.38…
Bugün Sivas’ın en önemli yerlerinden biri olan İstiklal Caddesi’ni… ayy, ne İstiklali yaa!!! – İS-TAS-YON CADDESİ’ni annemle birlikte gezdim. Aslında bırası Sivas’ın İstiklal’i ya da Bağdat’ı falan gibi bi yer. Yani en işlek, kalabalık yerlerinden biri.
Sivas hiçte düşündüğüm gibi bir şehir değilmiş. Aslında bu iyi çünkü ben böyle fakir, boş, perişan bi yer bekliyodum. Niyeyse? Anadolu’nun içlerine gittikçe şehirler hep böyle olcakmış gibi gelio. Sanırım çok fazla film izliyorum ya da fazla İstanbulluyum!
Neyse, İstanbul’da bulamayacağım kadar geniş bir kaldırımda yürümeye başladık ikimiz. Çevreme bakarken annem bir yandan “aa”larla değişikliklere şaşırıyor, bir yandan da bana “Burası Sivas’ın en kaliteli mağazasıydı”, “Şurada medreseler var” gibi açıklamalarda bulunuyordu.
Tarihi yer olarak, Çifte Minare’yi, Şifaiye Medresesi’ni ve Ankara savaşında … Timur’un, halkı içine kapatarak yaktığı Buruciye Medresesi’ni gördüm. Zaten hepsi aynı yerdeydi.
Sivas Lisesi’ni çok merak ediyodum, sonunda gördüm! Ama kapıları kapalıydı, o yüzden sadece yanından geçebildik. Doğrusu, daha görkemli bi bina bekliyodum!
Yanan Madımak otelini, gördüm.
Sirer caddesini, gördüm.
Bankalar caddesini, gördüm.
Sivas valiliğini gördüm.
…ve annemlerin ve babamlatın yıllar önce oturdukları “evleri” gördüm!
İnsan aynı sokak içinde sürekli ev değiştirir mi? Değiştirirmiş, ben gördüm. Annem “burası bizim ilk evimiz, burası babanların son evi” diye bi sürü ev gösterdi! Not alsam iyi olurdu çünkü hangisi kimin eviydi hiç bi fikrim yok! Şu an içinde kaldığımız ev dedemlerin son evi. 1974’te mi ne taşınmışlar. Dayım, dedemler falan gelmedikçe kimse kalmıyo. Miraylar, Bursa’ya taşınmadan önce burada yaşıyolardı.
Burada görmem gereken bi sürü yer ve geçireceğim sadece 1 hafta var (daha fazlaya gerek yok). Buna rağmen hiç programımız yok. Zara’ya ne zaman gidilecek, çermiğe gidilecek mi? 4 Eylül Binası, Sivas kalesi, ev gezmeleri (Hayriye hala, Bahadır abi ve tanımadığım bazı insanların) Bakalım Dedoli ne derse o olur…
BİZİM KÖY VARDI YA UZAKLARDA BEN GİTTİM
VENI VIDI (gittim gördüm demek)
Kendimi Sivaslı gibi hissetmiyorum…?
21 Ağustos’02
Saat 23.12…
Eve yeni geldik. Sabahın 11.00’inden beri dışardayız, 13.30’dan itibaren de tam dört eve oturmaya gittik. Aradaki 2 buçuk saatte de medreselerin ordaki kapalı çarşı gibi yerde dolaşıp arkadaşlara hediye aldık, fotoğraf ve kamera çekimleri yaptık. Ne çekimlerdi ama! Annem iki oturtmadı resim çekecem diye. Tamam çeksin de önünde çekilceğmiz yerler kaçmıyo ya! Kimse beni dinlemedi, “oturalım, kalkınca çekiliriz” dedim ama! Ben de sinir oldum!
Neyse, ayrıca 4 EYLÜL KONGRE MÜZESİNİ gezdik. Sivas kongresinin yapıldığı yer. Bu şehrin her yeri tarihi yerlerle dolu zaten.
Bu arada niye Sivaslı gibi hissedemediğim açık! Herkesin her köşede, her türlü anısı var! Havaya giremedim sanırım. Ama belki de 12 yıldan sonra yaptığım bu geziyi, en azından 12 yıl sonra hatırlarım ve soranlara “Sivaslıyım ve Sivas’ı gördüm” diyebilirim.
Yaptığımız ev ziyaretlerine gelince, onlar uzaktan-yakından, direkt-dolaylı akrabalardı. Hiç birinde o kadar çok sıkılmadım sanırım.
Aslında “bu yaz”dan sıkıldım! İstanbul- Bursa- Yalova- Sivas farketmez, şu an nerde olsam, orda olmak istemiycem! Sanırım yine de içlerinde en iyisi burası, sonuçta yeni bişeyler yaptıklarım, gördüklerim. Sevim de msj attı, o da çok sıkılıyomuş, depresyonlarda flnmış. Ayy, şu yaz bi bitse! (Manyak mıyım ben yaa?! Okullar açılsın istiyorum! Açılınca bitsin diye krizlere girceğmi de biliyorum!!)
Yine de burda olmak güzel.
YAŞLANMAK İSTEMİYORUM.
23 Ağustos’02
Saat 12.55…
Haftanın sorusu: Merve kime benziyor?
a. Annesine
b. Büyük teyzesine
c. Küçük teyzesine
d. Babannesine
Geldiğimiz günden beri gördüğüm bütün insanların çeşitli düşünceleri var. Ama ben kendimi hiç birine benzetemiyorum. Aynaya bakıyorum bakıyorum, yine bakıyorum ama şıklardan hiçbirini göremiyorum. Aslında şu şuna benziyo denilenleri de benzetemiyorum ki. Örneğin, Miray Goncuk’a mı benziyo, Mehmet dayıma mı benziyo? Bunun gibi işte.
En azından, benzetildiğim kişilerin hepsi güzel.
Birazdan yine bir ev gezmesine gidiyoruz. Akşamüstü Hayriye Hala’yı ziyarete akşam da Bahadır Abi’ye yemeğe gidiyoruz.
Dün Balıklı Çermiğe gittik (Sivas’te 3 çermik var, Balıklı, Sıcak, Soğuk) Havuzların içindeki balıklar milleti tedavi ediyo. Ama çook huylandıııım! Yine de ayaklarımı soktum suya. Sonra dönüşte eski komşuların evine bir ziyaret ve sonra da Şeref Hala’ya akşam yemeği. Bazı akşamlar oraya gitmemiz iyi oluyo çünkü evlerinde Digiturk var ve dizilerimi izleyebiliyorum. Umarım Bahadır Abilerin evinde CNBC-E çıkıyodur.
Ya benim bu deftere aslında Sivas anılarımı yazmam gerekiyodu ama günlük gibi oldu.
Yarın Zara’ya gidcez. gitçez. Gideceğiz. Canım yazı yazmak istemiyo ama mecbur gibi hissediyorum kendimi. Unutmamak için yazıyorum yani.
SANIRIM EVE DÖNDÜĞÜMÜZDE 100 KG OLCAM.
26 Ağustos’02 / Pzt
Saat 23.37…
Ay, çok uykum var yaa! 3 gündür yazmadım çünkü hiç canım istemedi. Şu anda istemiyo aslında ama dedim ya, mecburiyetten.
Son yazdığım gün, Hayriye Hala’ya gittik. Bizi gördüğüne çok sevindi. Ben de sevindim. Akşam da Bahadır Abilere yemeğe gittik. Kızı pek sevimliydi…
Ertesi gün yani Cumartesi günü Zara’ya gittik. Bu sefer de anneannemin akrabaları ile görüştük, tanıştık, sonra da konağı gördük. Anneannemin kitabını yazdığı konağı. Hayalkırıklığı!!! Çok harap bi haldeydi, güzelim konağı bölmüşler içinde 5-6 aile falan yaşıyodu. E, tabi eskisi gibi kalamazdı da biraz korunabilmiş olsaydı keşke.
Pazar günü (dün oluyo), sabah benzinliğin arkasındaki çardak gibi yerde Şeref Hala, oğulları, gelinleri, torunlarıyla birlikte kahvaltı yaptık (katmer, çökelekli yapmışlardı). Öğleden sonra da yengemin kardeşlerinin Sıcak çermikteki yazlıklarına davetliydik. Orda çok güzel vakit geçirirken Kayseri’ye gitmek için erkenden ordan ayrıldık. Ama sonra oraya da gitmedik (neyse ki)
Bugün de sabah, annemle annemin okullarına gittik (orta&lise). Sivas lisesi aslında eskiden düşündüğüm gibi şık bi binaymış ama sonradan taşınmış. Sevindim. Öğleden sonra bi akrabaya oturmaya gittik ve alışveriş yaptık. Akşamüstü dedem bizi aldı ve önce Kardeşler (Gardaşlar) dağına çıkardı, sonra da Sivas Fuarı’na götürdü. Baya kapsamlı, güzel bi fuardı. Sivas’ın bütün kazaları standlarında yörelerine özgü şeyleri tanıtıyolardı.
Aile ağacı çıkarsam iyi olacak. Akraba ilişkilerinden kafam bulandı yav!
ÇARŞAMBA SABAHI YOLA ÇIKIYORUZ.



