Eat Pray Love

Yapım Yılı: 2010

Yönetmen: Ryan Murphy

Oyuncular: Julia Roberts, Javier Bardem, James Franco,

Merve notu: 7

Öncelikle söylemem lazım, filme giderken kafamda şu düşünce vardı; Javier Bardem’le kim olsa yer içer, her gün de yatar kalkar dua eder herhalde! Filme J.Bardem için gidecek olan varsa yani baştan söyleyeyim, filmin oldukça az bir kısmında görülmekte. Kendisinin filmdeki duruşuna sonra geleceğiz.

Sinema Salonu

Filmin hedef kitlesini anlatabilmek için izlediğim ortamdan bahsetmek zorundayım. Kozy diye bir alışveriş merkezi açıldı, sinemasına ilk kez gittim. İlk seanslar 5 TL. Annemle işte bu ilk seansa kalktık gittik. Haftaiçi ve gün ortası olmasını da hesaba kattığımızda başka türlüsü beklenemez aslında ama sanırım daha önce hiç sırf kadınlardan oluşan bir salonla sinema izlememiştim! Yaş ortalaması da 60 civarıydı. Anlayacağınız, ilk etapta kadınlara hitap ettiği bir gerçek ama filmdeki muhtelif erkek karakterlerden “kendini bulma” ihtiyacı olanların sadece kadınlar olmadığını da görebiliyoruz.

Gidiyorum şimdi elimde çanta

Kendini bulmak demişken filmin konusuna gelelim. Elizabeth Gilbert’ın hayatından uyarlama romanından uyarlama olan filmimizin başkahramanı Liz, yaşadığı hayattan memnun olmadığını farkeder, eşinden ayrılır, bir boşluk dönemine girer, bir sevgili yapar (Spider Man’deki Herry Osborne, James Franco) ama ne yapsa bir türlü kendini tatmin olmuş hissedemez. Alıp başını 1 yıl yaşadığı yerleri terketmeye karar verir.

Eat

İşte filmin en güzel kısmı! Yemek yemeye düşkünüm diye beni yargılamayın lütfen. Roma’yı görünce aklım çıkıyor. Düşünün eve dönünce üşenmedim lazanya yaptım (tarihte bir ilk ama güzel oldu). Bir de şehir Roma olunca, Liz’in İtalyanlar’ı ve İtalyanca’yı öğrenme çabaları muhteşem manzaralar ve bol karbonhidrat dolu bir gezi olmuş oluyor.

Pray

“Santaaiii kumbaaa” Buradan rotamızı Hindistan’a çeviriyoruz. Liz’i meditasyon, kendini adama, tütsü vs olaylarına adapte olmaya çalışırken izliyoruz. Burada da tabi ki yeni insanlar tanıyıp, bambaşka deneyimler yaşıyor. Ama bence neticeye ulaşamadan oradan ayrıldı. En azından bana o izlenimi verdi. Cem Yılmaz’ın Hindistan’la ilgili anlattıklarını izlediyseniz de film esnasında aklınıza getirmemeniz filmin ruhuna kaptırmanız açısından daha iyi olacaktır. (Sevgi içimde mi geldim o kadar yolu..)

Love

Liz’le son yolculuğumuzu Bali’ye yapıyoruz. Elbette aşkı bulmak amacı ile gelmedi buraya. Onu arasa ilk gideceği yer Endonezya olmazdı diye düşünüyorum ama böyle şeyleri insan yerde ararken gökte buluyor tabii. O da iç huzununu ve hayat dengesini sağlamaya çalışırken aynen bu şekilde buluyor aşkı. Kendini bırakıyor aşkın kollarına ve sonsuza kadar mutlu yaşıyor. Hayır, son cümle şakaydı. Hiçbirşey bu kadar kolay değil, filmlerde bile, hatta özellikle filmlerde. Neyse kolay mı zor mu izleyince kendiniz karar verin.

Julia hep gülsün, Javier hiç gülmesin

Neticeye gelelim. Bence izlemeye değer bir film. İlk yarısı ikinciden çok daha güzel. Julia Roberts’ı seviyorsanız, yine çok güzel çok tatlı, izlemesi keyifli. Gülünce Ketut’un dediği gibi karaciğerine kadar gülüyor. Javier Bardem’in filmle ilgili bir ropörtajını okudum, önceki film çekimlerinden çok yorgunmuş ve aslında rol almak istememiş ama Bali’de olduğunu duyunca neyse tatil olur demiş, gelmiş. İzlerken hiç tatmin etmemiş olmasının sebebi bu tatil havası mıydı acaba bilemiyorum. Bildiğim şey ise bu koca kafalı çirkin adamın gözümde karizmatik ve etkileyici olabilmesi için gülmemesi gerekiyor. Gülme! Ciddi dur! Derin derin bak! Soğudum adamdan resmen ya.

  • Facebook
  • Twitter
  • Del.icio.us
  • RSS

One Response to “Eat Pray Love”

  1. Fatih diyor ki:

    Beğendim ya, çok güzel olmuş . İzleyeceğim ilk fırsatta

Leave a Reply