“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” diyordu Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’nin ilk cümlesinde… Ä°nsan nasıl bilebilir ki zaten. Bilseydim söylerdim, Canlı Para’nın mülakatında sorduklarında, hayatınızda en mutlu olduÄŸunuz an neydi dediklerinde. Öyle ya bu seneki olaylardan biri de baÅŸvurmamama raÄŸmen iki kere onun mülakatına gitmemdi. Aklıma yeni geldi, pek önem arz etmedi zira.

Peki, şimdi size bu yılın verdiği en büyük dersi açıklıyorum:

Read the rest of this entry »

This is one of those days that we will tell our children about.
It happened when MJ died.
It will happen when Spielberg or Madonna or even Bill Gates dies.
It happened today as well.
One of those people who inspired us is simply gone.

Read the rest of this entry »

Önemli olan tarih 19 Mayıs 1919’dur. Mustafa Kemal Samsun’a ayak basmış, bir milletin kaderi ve geleceÄŸi deÄŸiÅŸmiÅŸ ve KurtuluÅŸ Savaşı o gün baÅŸlamıştır.

Ama bir tarihten daha bahsedilir. 16 Mayıs 1919. O gün Mustafa Kemal, Bandırma Vapuru ile yola çıkmıştır. Esas tarih değildir 16 Mayıs, şenliklerle kutlanmaz. Ama bir başlangıcı temsil eder. Okullar tatil olmaz, adına şiirler yazılmaz. Ama o vapurun varış olmasa da kalkış tarihidir.

Bu kadar tarihi bilgi neden gerekti derseniz..

Önemli olan tarih 29 Eylül 2006’dır. Hayatımın geri kalanını deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir o gün olanlar. O gün bir milattır. Benim naçizane hayatımda elbette.

Ama 26 Eylül 2006 var bir de. O gün ben de bir vapura bindim. Kadıköy-Beşiktaş, 7.45 vapuru. Erken kalktım o gün, okula gitmeye hazırlandım. Makyaj  malzemelerine gitti elim. O gün makyaj yapmamaya karar verdim. Ne giydim hatırlamıyorum ama üstüme pembe yağmurluğumu aldım. İskelede buluştuk ve vapura bindik. İçeride bir yere, karşılıklı oturduk. Ardından da otobüs. Ne konuştuk en ufak bir fikrim yok.

O vapur yolculuÄŸu benim 19 Mayıs’a giden, 16 Mayıs’ım oldu. O gün akÅŸam olduÄŸunda biliyordum ki bu sabahların bir anlamı olmalıydı ve vardı.

Not 1:  Teşbihte hata olmaz, biliyorum. Kurtuluş savaşı benzetmemi mazur görün, durum benzer geldi sadece. Bu yazıyı okuyup da mana veremeyenler de mazur görsün lütfen, kişisel bir yazı oldu ama paylaşmak zorundaydım.

Not 2: Makyaj yapmama sebebimi merak eden olursa; gördüğü ÅŸey hoÅŸuna gitmezse 29 Eylül’den önce vazgeçmek için ÅŸansı olsun diye düşünmüştüm. Hala mantıklı geliyor. Evet.

Vega-Bu Sabahlarin Bir Anlami Olmali

Bugün Nil’in ÅŸu yazısını okudum gazetede. Buyrun siz de okuyun, sonra buraya geri dönün.

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/17906254.asp?yazarid=113&gid=61

Okudunuz mu? Size de ilham gelmedi mi? Anlamışsınızdır, bana geldi.

Elbette olumsuz olarak da bizi biz yapan kişilerimiz de var ama ben hep iyi yönde olanları yazmak istedim. Olumsuz olanları kendinden saymak istemedi bünyem. (Örnek: Beni dersten bırakıp okulumu uzatan hocayım-  yok ben almayayım)

Beni ben yapanları bir okuyun, belki sizin de içinizden yazmak gelir.

 

Ben annemin 24 yıldır bitip tükenmeyen sorularıma sabırla verdiÄŸi yanıtlarım…

Babasının “prenses” diye sevdiÄŸi her istediÄŸi yerine gelen bir kral kızıyım…

KardeÅŸimin ben ABD’ye giderken döktüğü gözyaÅŸlarıyım…

Bıkmadan onlarca kez izlenmiş filmler, tekrar tekrar okunan kitaplarım ben.

Fırtınalı denizleri sakinleÅŸtiren, rüzgarıyla sarıp sarmalayan, beni güçlü kılan DoÄŸa’yım…

Ailemin ilk göz aÄŸrısı, gözlerinin yansımasıyım…

Farklı isim ve karakterlere sahip biyolojik olmayan kızkardeÅŸlerimin üzüntü ve sevinçleriyim…

Yaptığım süprizler,  gittiğim ülkeler, hayal ettiğim şehirler, dağınıklığımdaki düzenim ben.

Ben Merve. BildiÄŸiniz iÅŸte.

Bugünki tespitlerimiz Bulgaristan’la ilgili… En azından bu ülkeye yaptığım ufak gezide bulunduÄŸum tespitlerle ilgili… ve baÅŸtan belirteyim ki önceki tespitler kadar derin ÅŸeyler deÄŸiller.

  • Bulgaristan veya Yunanistan’a yapılan her gezide “Abi bunlar nasıl Avrupa BirliÄŸi üyesi?!” muhabbeti yapılmak zorundadır.

Çünkü gerçekten, bunlar nasıl AB üyesi? Güzel ve yalnız ülkemizden fazlaları yok, eksikleri ise çok. En basitinden hava alanları- göya baÅŸkent burası- cücük kadar. Her yerde sigara içiliyor, bütün kahveciler bilmem neler dumanaltı. AB ve Türkiye iliÅŸkisi gerçekten “Hoca bana taktı” durumunda. Neyse, bu konudaki gerçekler malum, tekrar geyiÄŸe baÄŸlamanın anlamı yok. Bir de ÅŸu “Fransız kalma” muhabbeti var ÅŸu ara, neyse iÅŸte.

Read the rest of this entry »

Yapım Yılı: 2010

Yönetmen: Darren Aronofsky

Oyuncular: Natalie Portman, Mila Kunis, Vincent Cassel, Barbara Hershey, Winona Ryder

Natalie Portman’a karşı aşırı bir sevgi besliyorum. Neden bilmiyorum, sanki ablam kuzenim kankam falan. Belki V for Vandetta‘dan diyeceÄŸim ama ondan önce de severdim. Belki oynadığı her karakteri gerçek hale getirdiÄŸinden, belki diÄŸer Hollywood ünlüleri arasındaki mütevazi ve aklıbaşında duruÅŸundan. Belki de yaşıtım gibi görüp kendimce sahiplendiÄŸimden. Hepsi ya da hiçbiri. Bir sebepten Oscar aldığında-dedim ya- aileden biri almış gibi sevindim. Filmi görünce bana hak vereceksiniz, haketmiÅŸ. Filmin merkezindeki o deÄŸil, filmin kendisi o. DiÄŸer oyuncular da elbette çok iyi ama doÄŸru dürüst yoklar bile.

 

Read the rest of this entry »

Yapım Yılı: 2011

Yönetmen: Ömer Faruk Sorak

Oyuncular: Mehmet Günsür , Belçim Bilgin Erdoğan , Altan Erkekli , Yiğit Özşener , Ayda Aksel , Şebnem Sönmez , Hüseyin Avni Danyal , Yılmaz Gruda

Merve notu: 7.9

Acaba şu an yanımda olan insanla tanışmadan, onu sevmeden evvel bir yerlerde karşılaşmış mıyımdır onunla? Ne olmuştur ki aynı hastanede, benimle aynı gün doğan çocuklara? Herşeyin bir sebebi var ya hani, benim doğmamın sebebi ne peki?

Ben “tesadüf”lere inanmam. HerÅŸeyin bir sebebi olduÄŸuna inanırım. Filmin adına bakmayın, o da beni doÄŸruluyor. Sadece o olaylara tesadüf demiÅŸ. Yalnız filmi izleyince anlayacaksınız ki tesadüfleri seven sadece “aÅŸk” deÄŸil galiba.

Read the rest of this entry »

Hayatta yaşadığımız iyi ya da kötü her olay bizi biz yapar, karakterimize katkıda bulunur. Buna kimisi büyümek der kimisi deneyim kazanmak. Türk eğitim sisteminde yetişmiş bir insan olarak karakterimizi şekillendiren faktörleri şu şekilde ayırabiliriz,

  1. DoÄŸuÅŸtan gelenler: “Ä°nsan 7’sinde neyse 70’inde de o’dur” derler ya, iÅŸte bu özellikler onlardır.Ne yaÅŸarsak yaÅŸayalım bir ÅŸekilde her yaşımızda ve her anımızda bizimle olacak özelliklerimizdir. Bunları bastırmaya ya da eÄŸitmeye çalışsak da koÅŸullar extreme olduÄŸunda kendilerini ortaya çıkartırlar. ÖrneÄŸin; kıskanç bir yapı ya da inatçı olmak, yumuÅŸak baÅŸlı olmak buna örnek gösterilebilir.
  2. Çevresel Etkiler: Bunlar yaÅŸamımız süresince mevcut özelliklerimizin ÅŸekillenmesi, yoÄŸurulması ile çıkan karakter özelliklerimizdir. ÖrneÄŸin, “ergenlik” bir çevresel faktördür çünkü geçicidir, çünkü o dönemki karakter özelliklerimiz ÅŸu ankilerle aynı olmakla birlikte uçlarda yaÅŸanır; sessiz bir yapıdaysak sessizliÄŸin dibine vurulur, inatçıysak sırf inat olsun diye hareket edilir mesela. Ailevi olaylar, okul baÅŸarısı gibi ÅŸeylerin etkisi bulunur.

Bu ön bilgilendirmeden sonra 24 yıllık (evet anneanne, inanmadın bugün bana ama 24!!!) deneyimlerim ve etraftan gözlemlediklerim ile esas konuya geliyoruz.

Read the rest of this entry »

Önce kağıt bebekler vardı. Şebnem bebekler. Kitapçıktan kes, kulaklarını kıvır arkaya, giydir. Şeffaf dosyalarda özenle saklandılar yıllarca.

Barbie ve Cindy’ler hep vardı. Zamanla sayıları da arttı, yaşam standartları da. Kıyafetleri bir kutuda, ayakkabıları başka kutuda. Hiç evleri olmadı. Ama minik yatak ve yorganları vardı. Kumaş parçaları balo kıyafetlerine dönüşürdü.

Bir defterim vardı. 10 yıl boyunca kıyafetler çizdim oraya. Sarı saçlı veya esmer kızlara. Topuzlu ya da dalgalı saçlar yaptım. Bazen Mariah Carey’nin bazen Hülya Avşar’ın olurdu beğenip çizdiğim. Tamam çok yetenekli değildim. Ama aklıma gelen bir kombinasyon kayda geçmezse unutulurdu.

Read the rest of this entry »

Biri bana birÅŸeyi “yap” dediÄŸinde yapamıyorum, yapacağım varsa bile yapmaktan vazgeçiyorum. Bu baÅŸka bir yazı konusu gerçi. Ama ben küçükken de böyleydim; hiç kimse bana “Kızım ödevini yap” demedi, Allah’tan. 5 yaşındayken bile “5 yaşında çocuk muamelesi” görmeyi sevmezdim ben. Zaten dediklerine göre hiç çocuk gibi davranmadım ki, bir sonraki yaÅŸların adamı oldum.

Yine de, buna raÄŸmen hala anlatılır iÅŸte muhtelif hikayeler. Seneler geçmiÅŸtir, ailede akıllara geldikçe söylenir, “Merve nasıl evde bale yapmaya çalışırken koltuktan düşmüştü de kafası ceviz gibi ÅŸiÅŸmiÅŸti, evet evet kardeÅŸini kıskandığından”. DiyeceÄŸim o ki, tespitim şöyle,

Read the rest of this entry »